Kore Savaşının Kahraman Türk Tugayı

Kore Savaşının Kahraman Türk Tugayı

Kore Savaşı bundan 57 sene önce 25 Haziran 1950′de Sovyet desteğini arkasına alan Kuzey Kore’nin 38.nci paraleli geçerek Güney Kore’yi işgale girişmesiyle başlamıştı. Fakat kısa sürede Amerika önderliğindeki BM ülkelerinin ve Çin’in de içine gireceği büyük bir savaşa dönüşmüştü. BM üyesi olan Türkiye ise yapılan çağrıya en erken şekilde cevap verip, 5,000 kişilik bir tugay ile savaşa katılmıştı.

1953′e kadar süren savaş sonunda iki tarafında hiçbir kazancı olmadı. Kore tam bir yıkıma uğradı. Üç milyon insan hayatını kaybetti. Komünistlerle Batı bloğunun, 2’nci Dünya Savaşından sonraki bu ilk bilek güreşinden galip çıkmaması her iki tarafı da konvansiyonel savaş güçlerini daha da artırmaya yöneltti. Günümüzde 38’nci paralel savaş başlamadan önceki halini korumaktadır.

Ülkemiz o yıllarda Birleşmiş Milletler’in bir üyesi ve 2’nci Dünya Savaşı sonrası artan Sovyet baskısından kurtulabilmek için müttefik arayışı içindeydi. NATO’ya savaştan önce başvurmuş olan Türkiye, Kore Savaşı’na bir tugay ile katılarak süreci hızlandırmış ve 1952′de ittifaka girmiştir.

Türkiye’nin gönderdiği tugayın mevcudu; 259 subay, 395 astsubay, 22 askeri/sivil memur, 4414 er ve erbaş olmak üzere toplam 5,090 kişiydi. Tuğgeneral Tahsin Yazıcı emir ve komutasında başlıcaları Kunuri ve Kumyangjangni muharebeleri olmak üzere birçok savaşta kahramanca çarpışmış, tüm dünyanın takdirini kazanmıştır. Özellikle Kunuri savaşında tugayımız tek başına Çin ve Kuzey Kore ordularının saldırılarını durdurarak, Amerikan 8’nci Ordusu ile 9’ncu Kolordusunu çembere alınmaktan ve Amerikan 2’nci Tümenini mutlak bir imhadan kurtarmıştır.

Savaş sonunda Türk Tugayı, 717 Şehit, 2246 yaralı, 167 kayıp ve 217 savaş esiri olmak üzere 3,349 kayıp vermiştir.*

Ben şahsen, Kurtuluş Savaşımızından sonra girdiğimiz ilk muharebe olan ve Türk askerinin kahramanlıklarıyla dolu Kore Savaşı’nın neden popüler medyada hiç yer almadığını anlayamıyorum. Aynı şekilde dünya basınına ve yayınlarına baktığınızda Kore Savaşı’nda Türk isminden neredeyse hiç bahsedilmediğini görüyorsunuz. Zaten dejenere olma aşamasını çoktan geçmiş bir gençliğimiz var, en azından aziz şehitlerimizin adını bizlere unutturmayın. Evet, belki bu bizim savaşımız değildi fakat kahraman Mehmetçik kendisine verilen görevi beklenenden öte bir başarıyla yerine getirmiştir.

Ama tüm bunların yanında, konuyu merak eden, ilgilenen ve araştıran insan sayısı da az değil. Bende bundan yola çıkarak belki bir yardımım olabilir diye ilk iş olarak aşağıda göreceğiniz yazıyı hazırladım.

Bu yazıyı, Google’a İngilizce olarak “Turkish Brigade” yazdığımızda karşımıza çıkan ilk kaynak olan The Korean War sitesi tarafından hazırlanmış bir yazıyı Türkçe’ye çevirerek ve Türkiye Muharip Gaziler Derneği‘nin Kore Savaşı için yazdığı metni yer yer buna ekleyerek elde ettim.

****
TÜRK TUGAYI

Türk Silahlı Kuvvetleri Komutası ve Türk Tugayı’nın öncü birlikleri 12 Ekim 1950 günü Kore’nin Pusan şehrine ulaştı. Tugay’ın ana kısmını oluşturan 5,090 kişilik birlik ise beş gün sonra, 17 Ekim’de intikal etti. Tugayın komutasına Tuğgeneral Tahzin Yazıcı atanmıştı. Albay Celal Dora ise yardımcı komutan olarak yanında yer almaktaydı. Birliğin tamamının intikali bittikten sonra Tugay, Taegu yakınlarındaki ordugahta eğitim altına alındı ve aynı zamanda Amerikan savaş tehçizatı ile donatıldı. Burada aldığı hızlandırılmış eğitimden hemen sonra birlik, komutası altına girdiği Amerikan 25.nci Piyade Tümeni’ne katılmak üzere kuzeye, Kaesong bölgesine doğru hareket etti.

Kore’de savaşan her tümenin bir kapalı ismi vardı. Türk Tugayı’na da North-Star (Kuzey Yıldız-Kutup Yıldızı) ismi verilmişti.

Kore Savaşı’nda Türkler

25 Haziran 1950’de 38.nci paraleli aşarak Güney Kore’ye saldıran Kuzey Kore kuvvetleri, Güney Kore’nin büyük bir kısmını ele geçirmiştir. Güney Kore’nin elinde sadece Pusan-Taegu köprü başı kalmıştır. Bu saldırı karşısında; ABD Birlikleri ve diğer BM kuvvetleri savaşa müdahale ederek durumu tersine çevirmiş, Kuzey Kore Ordusu bozguna uğrayarak geri çekilmiştir. BM Kuvvetleri kuzeye ilerleyerek Çin (Mançurya) sınırına kadar dayanmışlardır. Bu gelişmeler karşısında Çin, savaş için yığınak yapmaya başlamıştır.

27 Kasım 1950 tarihinde düşmanla ilk teması sağlayan Türk Tugayı, savaşın sona erdiği 27 Temmuz 1953 tarihine kadar savaş azim ve iradesini koruyarak, Kore Savaşının her safhasında her türlü muharebe harekatına katılmış, üzerine düşen tüm görevleri en iyi şekilde yerine getirmiştir. Türk Tugayı’nın icra ettiği muharebelerden; Kunuri, Kumyangjang-Ni, Seul Savunması ve Vegas muharebeleri savaşın kaderini değiştiren önemli muharebelerdir.

Kunuri Muharebeleri: (26-30 Kasım 1950)
Birleşmiş Milletler Kuvvetleri 24 Kasım 1950 sabahı, General Douglas MacArthur komutasında, ana hedefi Yalu Nehri (sınır hattı) olmak üzere taarruza geçti. Bu sırada Türk Tugayı, Amerikan 9.ncu Kolordusunun ihtiyat kuvveti olarak Kunuri kentinin 3,5 km güneybatısında konuşlandırılmıştı. BM Kuvvetlerinin saldırıları 25 Kasım gecesine kadar sürmüştü. Bunun yanında 25 Kasım gecesi akınlar halinde başlayan Çin Ordusunun saldırıları tüm cephede büyük şaşkınlığa ve karmaşaya yol açmıştı.

26 Kasım günü sabah aydınlandığında ise, Çin Ordusunun cephenin merkezinde yer alan 2.nci Guney Kore Kolordusunu yararak ilerlediği anlaşılmış, şimdi ise cephenin batı kısmında yer alan Amerikan tümenlerine doğru ilerliyordu. Güney Kore Kolordusunun bolgesinden Tokchon’a dogru ilerleyen Çin kuvvetleri özellikle Amerikan 8.nci Ordusunu ve doğrudan Amerikan 9.ncu Kolordusunu tehdit etmeye başlamıştı.

Bunun üzerine 9.ncu Kolordu, yedekteki Türk Tugayını doğu ve gerisini tehdit eden kuvvetlere karşı ileri sürdü. Gün batımından hemen sonra, 26 Kasım’da Tugay, Kunuri-Kaechon-Sinnimni-Wawon-Tokchon doğrultusunda yürüyüşe geçti. Türk Tugayına Tokchon kentini alma görevi verilmişti. Tugay, normal şartlarda yedek birlik olarak kendisine göre oran yapılamayacak bir düşman kuvvetine karşı ve olumsuz şartlar altında savaş alanına doğru yürüyüşe devam etti.

Geceyi Wawon’da geçiren Tugay, 27 Kasım sabahı 05:30’da tekrar yürüyüşüne başladı. Türk Tugayı, Karill Yon Dağı’nın eteklerine ulaşmaya başlamış ve öncü kuvvetleri Tokchon Vadisi’ne sarkmaya başlamış olduğu sırada (14:30), Kolordu’dan “Daha fazla ilerlemeyin, ulaştığınız yerde hemen savunma pozisyonuna geçin” emrini alarak durdu. Tuğgeneral Tahsin YAZICI ise görünüşte pek önemsiz gibi görünen “Eğer Changsangni bölgesindekiler sizin askeriniz değil ise, gözlem uçaklarımız o bolgede kimliği bilinmeyen alay büyüklüğünde bir askeri varlık tespit etmiştir” istihbaratını tehlike olarak algılayarak, Tugaya -Kolordu emrinin aksine-, 15 km geride Wawon’da savunmaya geçmesini emretmişti. General Yazıcı’nın bu kararı Türk Tugayını neredeyse mutlak bir imhadan kurtarmış ve müttefik kuvvetlerin bozguna uğramasını da engellemiş oldu.

Burada kısaca birşeyi açıklığa kavuşturmak gerekiyor. O zamanlarda kamuoyumuzda çokça dillendirilen “ABD’li general Tugayımızı yem olarak kullanıp harcadı.” savlarının doğruluk derecesi olduğunu belirtmek zorundayız. Kendi açımızdan baktığımızda, Tuğgeneral Tahsin Yazıcı’nın, Tugayın varlığını korumak ve verilen görevlerin başarıyla yerine getirilmesi söz konusu olduğu zaman sorumluluğu üzerine almaktan çekinmediğini görüyoruz. General Yazıcı hiç bir zaman, ABD’li generallerin yaptığı gibi, “Dur-Devam” benzeri kısa ve belirsiz emirler vermemiştir.

Tugayın artçı muhabere gücü olan Takviyeli Keşif Birliği, 27 Kasım gecesi 24:00’de başlayan düşman akınını 28 Kasım sabahına kadar oyalayarak düşmanın Tugaya gece saldırmasını önlemiştir.

28 Kasım sabahı 08:00’de Tugayın asıl Wawon muharebesi başlamıştı. Sayıca üstün olan düşmanın gün boyu süren saldırıları sonucu ilk olarak ön hatlar, daha sonra artçı hatlar düşmüştü. Öğle saatlerine doğru, düşmanın yapmaya çalıştığı çevirme harekatları karşı saldırılarımızla püskürtülmüştü. Öğlen saatlerinde ise düşmanın, Tugayın etki sahasının ötesine asker kaydırarak Kunuri-Wawon yolunu kesmeye çalışması üzerine, General Yazıcı Tugayın Sinnimmi bölgesine geri çekilmesi için emir verdi. Bu şekilde anlaşılmıştı ki, Tugayın her iki tarafı da açıktı ve dost kuvvetler bölgeden çekilmişti. Burada, bu noktanın altını çizmek gereklidir.

Kore Savaşı boyunca düşman, her seferinde komşu bölgelerdeki dost kuvvetlerin cephelerini yararak Tugayımızın etrafını sarma şansı bulmuştur. Fakat hiç bir düşman saldırısı Türk Tugayının cephesini yarmada başarılı olamamıştır.

Akşam 18:30’da Tugayın Wawon’dan Sinnimmi bölgesine geri çekilişi başlamıştı. Sinnimmi’ye geri çekilen birlikler aceleyle savunma mevzileri hazırlamışlardı. Saat 24:00’de düşman saldırısı başladı. Müsait pozisyondaki birimler savunmaya devam ederken, Tugayın tutunamayan diğer birlikleri Kunuri’ye doğru çekilmeye başlamışlardı. Tugay Komutası’nın sert ve azimli tutumu sayesinde geri çekilenlerin bir kısmı Sinnimmi’nin batısında durdurularak yeni bir savunma mevzisi oluşturuldu.

29 Kasım sabahı, Sinnimmi’de düşman kuşatmasında altında olan 2.nci Tabur ve 2.nci Takımı kurtarmak üzere bir Piyade Takımı tarafından saldırı düzenlendi. Düşman kuşatması yarıldı ve birliklerin Kaechon’a geri çekilmesi sağlandı. Öğleden sonra, düşmanın Kaechon’daki mevziye yönelik saldırılarında, düşman son askerine kadar yok edildi. Buna rağmen düşmanın, Tugayın etki sahasının ötesine doğru arkaya gönderdiği kuvvetler durdurulamamıştı.

Bu durum karşısında, General Yazıcı saat 15:30’da 2.nci ve 3.ncü Taburlara Kaechon’un batısına çekilme emir verdi. Taburlar Kaechon’dan 2 km bile ilerleyemeden, üç yönden gelen etkili düşman ateşi karşısında küçük gruplara ayrılmak zorunda kaldılar. 29 Kasım gecesine girerken, Hacham-Kunuri yolu tutulmuş ve düşman kuşatması tamamlanmıştı. Saat 17:15’de Kaechon’dan çekilen 1.nci Tabur, Hacham kuşatmasında çatışmaya girdi. Birlikler dağılmış, irtibat ve idare olmamasına rağmen, genç subaylar komutasındaki küçük gruplar düşman kuşatmasını yarmaya başlamışlardı. Tugay bütün gece süren saldırı ve sızma operasyonlarıyla Hacham kuşatmasından çıkmayı başarmıştı.

30 Kasım 1950’de Tunuri’nin güneyinden Sunchon’a ilerleyen çeşitli gruplar burada yeni bir düşman çemberiyle karşılaştılar. Sunchon Geçidi son iki gündür düşman kontrolünde bulunuyordu. Kuzeyden Amerikan 2.nci Tümeninin ve güneyden İngiliz Tugayının yaptığı saldırılar da sonuç vermemişti. Kısa bir dinlenmenin ardından, askerlerimiz Sunchon Geçidi’nde mevzilenmiş olan düşmana karşı saldırıya geçtiler. Amerikan askerleri ve tanklarının da katıldığı bu saldırıdan sonra geçit açıldı.

Türk askerinin süngüsü gücünü bir kez daha göstermiş ve 2.nci Tümenin taştan bir duvarla karşı karşıya kaldığı Sunchon Geçidi’ni açmıştı. Böylece Tugayın Kunuri adı verilen bu muharebeleri başarılı bir şekilde sona ermişti.

Kore’ye geleli henüz bir ay olan Türk Tugayı bu muharebeler ile; 25 Kasım 1950’de çok üstün sayıdaki Çin kuvvetlerinin baskın şeklinde başlayan saldırısından, geri çekilmeye başlayan Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin yan ve gerilerini korumuş, düşmanı oyalayarak bu kuvvetlerin emniyetli bir şekilde geri çekilmeleri için yeterli zamanı (3 gün) kazandırmıştır. Bu suretle BM kuvvetleri emniyetli bir şekilde geri çekilmiş ve Çin Ordusu tarafından kuşatılarak imha olmaları önlenmiştir. Bu arada Türk Tugayı’da kendisini çepeçevre kuşatan düşman çemberini yararak, çok zayiat vermesine rağmen imhadan kurtulmayı başarmıştır. Tugay daha ilk muharebesinde savaşın gidişatına etki ederek dünya çapında bir üne kavuşmuştur. Bu muharebede Tugay’ımızın toplam zayiatı; 767 subay, astsubay ve er’dir. (218 şehit, 455 yaralı ve 94 kayıp)

Kunuri Savaşı’nın yankıları

“Ateş hattının tam ortasındaki 4,500 asker mucize yaratmasını biliyorlardı. Türklerin fedakarlıkları ilelebet aklımızda kalacaktır.”
Washington Tribune

“Türk Tugayının yürekli muharebeleri tüm Birleşmiş Milletler Kuvvetleri üzerinde olumlu bir etki yarattı.” – Time

“Kore savaşlarının sürprizi Çinliler değil, Türkler’di. Şu vakitte Türklerin savaşlarda gösterdiği kahramanlığı anlatmak için bir kelime bulmak imkansız.”
Abent Post

“Türkler Kunuri’de şanlı tarihlerine yakışır bir kahramanlık gösterdiler. Türkler muharebelerde harika savaşarak tüm dünyanın takdirini kazandılar.”
Figaro

“Tarihteki cesaret ve disiplinleriyle bilinen Türkler, Birleşmiş Milletler’in Kore’de giriştiği savaşta bu özelliklerini halen koruduklarını ispat ettiler.”
Burner, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi

“Türklerin, ne kadar sert savaşçılar olduklarını ve cephede muhteşem başarılar elde ettiklerini bilmeyen tek bir kişi bile kalmamıştır.”
Claude Pepper, ABD’li Senatör

“Şimdi anlıyorum ki, Türkiye’ye yardım için lehte kullandığım oy, hayatım boyunca kullandığım en münasip oydu. Mertlik, cesaret ve kahramanlık er ya da geç galip gelecek faziletlerdir. Bu durumda, ben Türklerden daha üstün bir millet tanımıyorum.” – Rose, ABD’li Senatör

“Türkler düşmanla uzun süredir çarpışıyor ve ölüyor iken, İngiliz ve Amerikalılar geri çekiliyorlardı. Cephaneleri bitmiş olan Türkler, süngülerini taktılar, düşmana saldırdılar ve göğüs göğüse korkunç bir çarpışma meydana geldi. Türkler çarpışmaya devam ederek ve sırtlarında yaralı arkadaşlarını taşıyarak geri çekilmeyi başardılar. Pyongyang’da başları dimdik olarak resmi geçit yaptılar.”
İngiliz Korgeneral G.G. Martin

“Türk Kuvvetleri girdikleri muharebelerde kendilerinden beklenenin çok üstünde bir başarı gösterdiler.” – General Collings – ABD Kara Kuvvetleri Komutanı

“Binlerce Birleşmiş Milletler askerinin mutlak bir kuşatmadan kaçmasını Türk askerlerinin kahramanlığına borçluyuz. Kore’deki Türk askerleri, Türk ulusunun gelenek ve kahramanlık efsanelerine yeni ve unutulmayacak bir onur sayfası eklemişlerdir.” – Emanuel Shinwell, İngiltere Savunma Bakanı

“Kahraman bir ulusun kahraman askerleri, sizler 8.nci Ordu ile 9.ncu Kolorduyu kuşatmadan ve 2.nci Tümeni ise yok olmaktan kurtardınız. Bugün buraya sizlere Birleşmiş Milletler Ordusu adına teşekkür etmeye geldim.”
General Walton H. Walker, 8.nci Ordu Komutanı

“Türkler kahramanların kahramanıdır. Türk Tugayı için imkansız diye birşey yoktur.”
General Douglas MacArthur – Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Başkomutanı

İkinci Bölüm

Türk Tugayı yedek birlik olarak katıldığı daha ilk muharebede olağanüstü başarı göstererek tüm ulusumuzun göğsünü kabartmış ve tüm dünyanın hayranlığını kazanmıştı. Fakat savaş şimdi daha da kızışmıştı. Tugayımız, Çin kuvvetlerini bir süreliğine durdurmuş ve müttefiklerin güvenli bir şekilde geri çekilmesini sağlamıştı. 25 Kasım’da başlayan şiddetli Çin taarruzu devam ediyordu.

Düşmanı durdurma çabaları bir sonuç vermiyordu. İnisiyatifi ele geçiren Çin kuvvetleri BM kuvvetlerine arka arkaya darbeler indirerek ilerliyorlardı. BM kuvvetleri saldırıya geçen düşmanı durdurmak için İmjin Nehri güneyinde (B) savunma hattını işgal etti. Eğer düşman bu hatta durdurulamazsa, Han Nehri güneyinde (C) savunma hattında savunmaya geçilecekti. Düşman bu hatta da durdurulamazsa daha güneyde planlanan, (D) ve (E) savunma hatlarına çekilecekti. Devam eden Çin kuvvetlerinin taarruzları BM kuvvetlerinin (D) hattına kadar çekilmelerine neden olmuştur.

Kar, kış kıyamette, üst üste kaybedilen muharebeler ve uğranılan kayıplar, BM askerlerinde moral diye bir şey bırakmamıştı. Ortalığı tam bir bozgun havası kaplamıştı. Çinliler, önünde durulamaz ve baş edilemez bir varlık haline gelmişlerdi. BM ordusunu yıkıcı, dağıtıcı ve çökertici bir panik havası sarmıştı.

Öncü keşif takımları panik halinde geriye gelip, abartılı ve ümitsiz raporlar veriyorlardı. Bu koşullar altında Kore’yi tahliye etmek için gerekli planlar hazırlanmaya başlanmış, keşif birlikleri boşaltma işlemleri için belirlenen yerlere gönderilmişti.

Fakat bu arada bulunulan (D) savunma hattının karşısında bulunan düşman durumunun açıklığa kavuşturulması gerekiyordu. BM Ordusu; düşmanın kuvvetini keşfetmek, yığınağını bozmak ve zayiat verdirmek amacı ile taarruzi keşif yapılmasına karar vermişti. Geri çekilmeler yüzünden bozulmuş olan moralin düzelmesi ise ancak zafer kazanmakla mümkündü.

Bu kapsamda, Türk Tugayı’na yıpratıcı taarruz görevi verilmişti. Bu durumla ilgili General MacArthur’un “Bir kez daha Türk Tugayı’nı deneyelim ve onlardan gelecek haberleri bekleyelim. Türk Tugayı keşif yapmadan bir karar vermeyelim.” dediği söylenmektedir.

Kumyangjang-Ni Muharebesi: (25-27 Ocak 1951)
Türk Tugayı 25 Ocak 1951 günü iki koldan düşmana doğru harekata başladı. İlerlemeye başlandıktan 2,5 km sonra düşmanla karşılaşılmıştı. Bölükler düşman siperlerine yaydan çıkmış ok gibi atılmışlardı. Saat 10:00 itibariyle düşman müstahkem mevzilerine girilmiş ve direniş yokedilmişti. Fakat bölükler hiç beklemeden tekrar düşmanı aramaya başlamışlardı.

Kuzeye doğru 2,5 km daha ilerledikten sonra 185 rakımlı tepede düşman savunma mevzileriyle karşılaşılmıştı. 10.ncu Bölük saat 15:00 sıralarında ateşin en yoğun olduğu mevzilere girmeyi başarmıştı. Tüm cephe boyunda şiddetli, göğüs göğüse bir çarpışma başlamıştı. Karanlık çökmek üzereydi ve düşman kelimenin tam anlamıyla son nefesine kadar direniyordu. Daha da kötüsü dost ve düşman askerler birbirine karışmıştı.

Kolordu’dan “Türkler süngülerini taksın ve bir adım bile geri atılmasın.” emri verilmişti. Bölükler saldırıp, işi bitirmenin gece boyunca dondurucu soğukta düşmanla burun buruna beklemekten daha mantıklı olduğu düşünmüşlerdi. Tek bir işaretle hep beraber cephe boyunca süngü hücumuna kalkıldı. 26 Ocak sabahı saat 05:00 itibariyle tüm düşman mevzileri Türk askerlerinin süngü hücumuyla birer birer ele geçirilmişti. Fakat piyade bölükleri yine hiç beklememiş ve düşmana nefes aldırmadan takibe devam etmişlerdi.

5 km ilerledikten sonra saat 07:00 civarında yeni bir düşman savunma hattı ile karşılaşılmıştı. Tugay bütün hatlarıyla ateş gücünü düşmanın tüm gücüyle ve ısrarla savunduğu bu bölgeye yoğunlaştırmıştı.

Bu sırada düşmanın Seul kentine giriştiği saldırı da başarısız olmuştu. Müttefik komuta kademesi, Türk Tugayı’nın düşmanın saldırı gücünü kırması ve üzerinde yarattığı moral bozukluğunun yarattığı bu imkanı kaçırmak istememiş ve savunmayı bırakıp saldırı pozisyonuna geçmekte gecikmemişti. Savaş pozisyonunu saldırıdan savunma şekline geçirmek için şans bulamayan düşman kuvvetleri çok fazla kayıp vererek 38.nci paralele doğru geri çekilmeye başlamıştı.

Amerikalılar Türk Tugayı’nın bu muharebesini Kore Savaşı’nın “en kanlı piyade muharebesi” olarak tanımlamışlardır. Türk askeri, kendisinden üç misli kuvvetli düşmana karşı kazandığı bu zaferle, düşmanın yenilebilir olduğunu göstermiş ve Çin ordusu karşısında sürekli geri çekilen BM Ordusunun moralini yükselterek düşmana karşı harekete geçmesini sağlamıştır. Bunun sonucu olarak, BM kuvvetleri 29 Ocak 1951’de bütün cephede taarruza başlayarak düşmanı 38 inci paralelin kuzeyine sürmeye başarmıştır.

Bu muharebede; Türk Tugayı’ndan 12 asker şehit olmuş, 31’i de yaralanmıştır. Düşman kaybı ise BM kaynaklarınca 1,734 olarak tespit edilmiştir.

Ölü olarak ele geçirilen Çinli bir askerin üzerinde, Kunuri’de şehit düşen bir çavuşumuza ait bir not defteri bulunmuştu. Bu suretle şehidimizin intikamı da alınmış oldu. Kunuri’de bize fazla kayıp verdiren Çin 38.nci Ordu’nun 150.nci Tümeni bu muharebede de karşımıza çıkmıştı. Bu muharebe, Türk Tugayı’nın bütün personelinde öç alma hınç ve azmini yaratmıştır. Bu zafer ile; Türk Tugayı Kore’de ikinci kez düşmanı mağlup ederek savaşın yönünü BM lehine değiştirmiştir. BM Kuvvetleri de Kore’yi terk etme kararını değiştirerek savaşa devam kararı almıştır.

Bu zafer üzerine; Amerikan Kongresince, Türk Tugayı’na “Mümtaz Birlik Madalyası ve Beratı” verilmiştir. Bu madalya, ABD tarafından yabancı bir devletin ordusuna verilen ilk madalyadır. Tugayımız Kore Cumhurbaşkanlığı’nca da “Cumhurbaşkanlığı Birlik Nişanı” ile taltif edilmiştir. Ayrıca bu zaferin anısına Kore Hükümeti tarafından savaşın yapıldığı alanın en yüksek tepesine “Türk Zafer Anıtı” dikilmiştir.

Seul Savunması (Taegyewovni-Sosari Bölgesi): (13-18 Mayıs 1951)
Kore Savaşı’na 6 ordu ile katılan Çin, bu kuvvetlerini Kore’ye getirdikleri 13 ordu ile takviye etmiştir. Çin ordusu 8 Kuzey Kore kolordusuyla birlikte, 22 Nisan 1951’de ikinci büyük saldırısını başlatmıştır. Üstün sayıdaki düşmanın bu saldırısı karşısında İmjin Nehri hattını savunan Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Seul önlerine kadar çekilmiştir. İnisiyatif yine düşmanın eline geçmişti.

Düşmanın amacı Seul’u almaktı. BM kuvvetleri Seul’un düşman eline geçmemesi için savunmaya geçmişlerdi. Seul’un 15 km kuzeydoğusunda düşmandan gelen iki istikametin birleştiği Taegyewovni bölgesinde, keşif üssü tesis etmekle görevlendirilen Türk Tugayı, bu bölgede çepeçevre savunma esaslarına göre mevzilenmişti. Seul’u ele geçirmek amacıyla, bir tümen kadar kuvvetiyle taarruz eden düşmanın gece boyunca devam eden dokuz hücumu Türk askeri tarafından her defasında püskürtülmüştür. Türk Tugay’ını mevzilerinden söküp atamayan düşman, ileri harekatına devam ederek Seul’u ele geçirme amacını gerçekleştirememiştir.

Birleşmiş Milletler askerleri Türk Tugayının geçit vermeyen bu savunma mevzilerine “Türk Kalesi” adını vermişlerdir. BM Kuvvetleri Başkomutanı General Matthew B. Ridgway, Teagyewonni Muharebesi sonrasında askerimiz hakkındaki duygu ve düşüncelerini şu şekilde açıklıyordu; “Kore’ye gelmeden önce Türk askerlerinin ününü duymuştum. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse duyduklarıma pek inanmamıştım. Fakat şu anda anlıyorum ki, dünyadaki en iyi ve en güvenilir askerler sizlersiniz.“

Üçüncü Bölüm

Bugüne kadar yapılan muharebelerde kesin sonuca ulaşamayan BM ve Çin orduları Mayıs 1953 tarihi itibariyle, 38 inci paralele tekabül eden İmjin Nehri-Charwon-Kumhwa ve uzanımı hattında karşılıklı savunmaya geçmişlerdi. Artık, pusu, keşif ve muharebe ileri karakolları çatışmaları ve taktik akınlardan başka bir harekat yapılmıyordu. Büyük askeri harekat durmuştu. Kore sorununu savaşla çözemeyeceğini anlayan taraflar, ateşkes görüşmelerine başlamışlardı.

Bu arada, ateşkes görüşmeleri uzayıp gidiyor, sonuca ulaşılamıyordu. Görüşmelerin sık sık kesilmesi ve bir uzlaşma sağlanamaması, yeniden büyük askeri harekatın başlaması ihtimallerini artırıyordu. Bu nedenle, taraflar savunma hatlarını kuvvetlendiriyor, muhtemel taarruzları karşılamaya hazır olarak, tetikte bekliyorlardı.

Düşman, şansını bir kez daha silahla denemek için hazırlanmaya başladı. Düşmanın iki amacı vardı. Ya Panmunjon ateşkes görüşmelerinde isteklerini kabul ettirecekler ya da BM hatlarını yararak sonuca ulaşacaklardı.

Düşman yapacağı bu saldırıyı çok önceden ayrıntılı bir şekilde planlamıştı. Bu saldırıda kullandıkları teknikler ve savaşma azmi övülmeye değer derecedeydi. 30 saat süren bu muharebede düşman kuvvetleri en düşük rütbeli askerden, generallerine her kademede tüm gücüyle çarpışmıştır.

Wegas Muharebesi (İleri Karakol Çarpışmaları): (28-29 Mayıs 1953)
3 Mayıs 1953′de Seul kuzeyinde savunma görevi alan Türk Tugayı, asıl muharebe hattının 600 metre ilerisinde; Garson, Elko, Küçük ve Büyük Vegas adlarıyla tanımlanan tepelerde tesis edilen Muharebe İleri Karakol mevzilerini teslim almıştı.

Saldırının başarılı olması durumunda sonuçlarına katlanılacak, eğer başarılı bir şekilde püskürtülürse, askeri ve diplomatik avantajlar sağlanacaktı. Türk Tugayı bir kez daha kati bir amacı olan, iyi hazırlanmış ve azimli bir düşman saldırısıyla karşı karşıya kalmak zorundaydı. Cephe boyunca siperler birbirine yakındı ve bu da ciddi taktiksel dezavantajlara yol açıyordu. Bunun yanında dar, rutubetli ve karanlık siperlerde beklemek askerler için çok yıpratıcı oluyordu.

Ve 28 Mayıs, saat 19:48′de düşman şiddetli ateş desteğini de arkasına alarak saldırıyı başlattı. Düşman saldırılarının en yoğun olduğu 2.nci Taburun bulunduğu cephe çok kanlı çarpışmalara sahne oldu. Garson [Carson], Büyük Vegas [Wegas], Elko ve Küçük Vegas [Wegas] isimli tepelerdeki savaş 30 saat boyunca sürdü.

28 Mayıs günü 19:48′de başlayıp, 29 Mayıs gecesi saat 24:00′e kadar hiç durmadan devam eden bu vahşi ve kanlı muharebeler boyunca bu tepeler bir çok kez el değiştirdi. Düşman saldırıyı 19:48′de Küçük Vegas tepesine sis bombaları atarak başlatmış, saat 20:00 civarında ise mevzilere girmişti. Düşman Küçük Vegas bölgesini takviye etmeye devam ederken, askerlerimiz 21:15′de ateş desteğiyle birlikte karşı saldırıya geçti. 21:19′da düşman tutunamayarak kaçmaya başladı. Düşmanın ele geçirdiği sığınaklardan biriside 21:51 itibariyle bomba ve süngü hücumlarıyla yok edilmişti. Saat 21:52 sularında ise Garson ve Elko bölgeleri tamamen sis altına alınmıştı. Çinliler Büyük Vegas’ı topçu ve havan ateşiyle cehenneme çeviriyordu. Büyük Vegas bölgesine girmiş olabilen düşman askerleri saat 21:58′de süngülenerek dışarı atıldı.

Cephenin ön kısımlarında cephane azalmaya başlamıştı. Saat 22:08′de düşman tekrar Büyük Vegas mevzilerine girdi. 22:20′de ise takviye düşman birlikleri gelmeye başladı. Düşman yoğun topçu ateşi altına alınmıştı. 22:40′da Büyük Vegas’a doğru bir karşı saldırı düzenlendi. Diğer yandan düşman 22:45′de Garson’a saldırdı. 23:15′te Büyük Vegas geri alındı, Elko’ya girmiş olan düşman geri püskürtüldü. Küçük Vegas’a girmiş olan düşmana ise karşı bir saldırı ile tutunma şansı verilmemiş ve tepe 23:34′de geri alınmıştı. 23:30 saatlerinde ise düşman, Elko ve Garson’a tekrardan saldırdı. Kablolu ve kablosuz tüm bağlantılar kesilmişti.

Durum gittikçe daha da büyük bir darboğaz halini alıyordu. Göğüs göğüse çarpışmalar tüm cephe boyunda devam ediyordu. Saat 00:40′da düşman Küçük Vegas’a saldırıya başladı. Gün doğmadan önce, ileri cephe hattını ele geçirmeye çalışıyorlardı. 01:20′de Garson’a girmeyi başardılar.

Saat 01:50′yi gösterdiğinde Küçük ve Büyük Vegas tepelerindeki sığınaklara girmiş olan düşmanla boğuşma devam ediyordu. Garson tepesiyle bağlantı kurulamıyordu. Saat 03:23′de Küçük Vegas’a girmiş olan ve yaklaşmış olan düşman kuvvetlerinin tamamı askerlerimize teslim oldular.

Saat 03:47′de Tugay, Büyük Vegas tepesine saldırı emri verdi. Garson düşman eline geçmişti. 04:27 sularında düşman Büyük Vegas’ı takviye ediyordu. 05:05′de ise Garson topçu ateşiyle dövülüyordu. Küçük Vegas dayanıyor fakat yaralılar tahliye edilemiyordu. Karşı saldırı sonucu askerlerimiz saat 10:50 itibariyle Büyük Vegas’ı geri aldı. Düşman kaçıyordu. Her yerde ölü ve yaralılar vardı. Saat 11:15′te Elko’dan Garson’a saldıran bir Amerikan Bölüğü etrafı Çinliler tarafından sarılınca, 16:00′da geri çekilmeye başlamıştı. 15:43′te Çinliler Elko’ya girdiler. 16:15′te ise Büyük Vegas’a girdiler. Askerlerimiz hiç beklemeden bir karşı saldırıya geçerek düşmanı tekrardan püskürttü.

Düşman saat 19:33′te Büyük Vegas’tan Küçük Vegas’a saldırıya başlamıştı. 20:05′te 2nci Topçu Bataryamız yanmaya başlamış ve saat 20:50′de tümen Vegas’ı boşaltmaya karar vermişti. Düşman Vegas’a giremiyordu fakat askerlerimiz emir üzerine geri çekilmeye başlamıştı. Saat 21:20′de Vegas bölgesi tamamen boşaltılmıştı.

Savaşarak düşmana gerekli dersi veren komuta kademesi kanlı çarpışmaları durdurmaya karar vermişti. Otuz saat süren kanlı savaş sonunda düşman ancak taburumuz geri çekildiği zaman Büyük Vegas, Elko ve Garson tepelerini işgal edebilmişti. Bu saldırıda taarruz gücünü yitiren düşman, ana savaş cephesinin bir saldırısını daha kaldırabilecek durumda değildi.

Sonuç olarak Çinliler 38.nci paralel hattının güneyine geçemedi. Türk Tugayının üstün savaş yeteneği ile oluşan bu direniş nedeniyle Çin, ateşkeste umduğu avantajı elde edemedi ve ateşkes görüşmelerine yeniden başlandı. 27 Temmuz 1953 tarihinde ise Panmunjon Ateşkes Anlaşması imzalandı.

Bu muharebede 151 askerimiz şehit olmuş, 241’i de yaralanmıştır. General Matthew Ridgway ise savaş hakkında yazdığı kitapta bu rakamı şöyle ifade ediyor; “Türk Tugayı’nın kayıpları 104 ölü ve 376 yaralıydı. Düşman kayıpları ise kesin rakamlara göre 2,000 ölü ve 1,075 yaralıdır.”

Bu muharebe, Kore Savaşı’nın son muharebesi olmuştur. Türk Tugayı Vegas Muharebeleri dolayısıyla ABD Cumhurbaşkanlığınca; “Legion of Merit” nişanı ile taltif edilmiştir.

Sonuç olarak; Kore’de savaşan Türk Tugayıı, savaşın kaderini dört kez değiştirmiştir. Kunuri ve Kumyangjang-Ni Muharebeleri ile yenilmez diye nitelenen Çin ordularını yenerek BM kuvvetlerini büyük bir hezimetten kurtarmış ve BM ordularının Kore’yi terk etme düşüncesinden vazgeçmesini sağlamıştır. Seul savunması ile başkent Seul’ün düşman eline geçmesine mani olmuş, Vegas Muharebesi ile de ateşkes anlaşmasının yapılmasını sağlamıştır.

Kore Savaşlarında Türk Tugayında 741 askerimiz şehit olmuş 2,147’si yaralanmıştır. 234 askerimiz esir düşmüş. 175 askerimiz ise kayıp olmuştur. Kore’de şehit olan askerlerimizin isimleri Ankara’daki Kore Anıtı’nda yer almaktadır.

Türk askeri savaş sona erdikten sonra da bir müddet Kore’de kalmaya devam etmiştir. 1961 yılında Tugay Türkiye’ye dönmüş yerine bölük seviyesinde birlik bırakılmıştır. 1965-1971 yılları arasında ise manga seviyesinde bir şeref kıtası Tokyo’da Türk Silahlı Kuvvetleri’ni temsil etmiştir.

Esirler:
Çinliler esir kamplarında esirlere her türlü yalan, şaşırtma, korkutma ve işkence metotları uygulayarak beyin yıkama faaliyetleri sürdürmüşlerdir. Bu faaliyetlerden BM askerleri içinde sadece Türk esirleri etkilenmemişlerdir. Esir kamplarındaki olumsuz her türlü şartlara en iyi dayanan Türkler olmuştur. Amerikalı esirlerin %50’si bu kamplarda ölmüştür. Birçoğu vatanlarına ihanet etmiştir. Esir kamplarında ölen Türk askeri olmamış ve Türkiye’ye geri dönmüşlerdir.

Türk askerleri bu kamplarda dirençlerini kaybetmemişler, emir ve komuta zincirini hiçbir zaman bozmamışlardır. Kamplarda 24 saat birbirlerine destek olmuş, kamp yaşamına topluca katılarak hayatlarını idame etmişlerdir. Yürüyemeyen arkadaşlarını sırtlarında taşımış, hasta olan, üşüyen arkadaşlarını vücutlarıyla ısıtmışlardır. Çinliler çözülmeyi sağlayabilmek için ilk önce subayları diğer askerlerden ayırmışlar, fakat subayların yokluğunda çavuş ve onbaşılar komutayı ele almışlardır. Bunun üzerine çavuş ve onbaşıları da diğerlerinden ayırmışlar, fakat bu sefer yaşça büyük olan askerler komutayı ele almış ve Çinli psikolojik savaş subayları sonunda Türklerle uğraşmaktan vazgeçmişlerdir.

Genç arkadaşlarıma lafım;
Evet size, tüm dünyaya nasıl bir askerlik kültürüne sahip olduğumuzu gösterdiğimiz, ordumuzun kahramanlık geleneğinin ve savaşçı niteliğinin devam ettiğini yeniden ispat ettiğimiz ve hem birlik hem de birey olarak ne kadar üst düzeyde olduğumuzu net bir şekilde ortaya koyduğumuz Kore Savaşı’nın özeti..

Peki, biz neden bu kadar bilgisiziz bu konuda? Neden kimse bize tarih kitaplarımızda bunları anlatmıyor? Neden gazetelerde veya televizyonlarda bu konuları duymuyoruz? Neden en azından dedem/babam bunu bana anlatmamış?

Merak etmeyin, bu soruları bende soruyorum. Ama bunları bahane olarak kullanıp, arkasına sığınmayacaksınız. Biraz araştırmak, iki kitap okumak çok zor değil.

Terörle mücadelede verdiğimiz şehitlerimizin hissettirdiği geçici acıdan sonra hepiniz sanal milliyetçi oluyorsunuz, internet kampanyaları düzenliyor, hatta profiline bayrak koymayanı protesto bile ediyorsunuz..

Ama askerden kaçanda sizsiniz, önüne konulan haritada Şırnak’ın yerini ezbere gösteremeyen de siz! Tabii ki bu dediklerim bu yazıyı buraya kadar okuma ilgisini gösterenler için değil, hele tarihini okuyup öğrenenlere ve bu konuda birşeyler yapmak isteyenlere hiç değil. Güneydoğu’da şehit olan güvenlik güçlerimiz için hissettiklerimizi neden diğer şehit ve gazilerimiz içinde hissetmiyoruz? Unutmayın, şehit dediğimiz evlatlarımız, ağabeylerimiz, dedelerimiz vurulduklarında değil, unutulduklarında ölürler!

Burası aslında bazılarına göre pek de ciddiyeti olmayan dijital bir ortam, fakat dünyamız hızla dijitalleşiyor. Ve bu dijital dünyanın ismi internet; hani şu “bilgi bankası” diye adlandırılan internet! Umarım bir gün bu bilgi bankasında sadece erkek-kız arkadaş siteleri, chat ve fan clublar olmadığının farkına varırsınız!

TÜM ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE, GAZİLERİMİZİ İSE SAYGIYLA ANIYORUM.

Aşağıda ise yorum yapmaya gerek kalmayan iki anıya yer veriyorum:

*****
“Unutulan Savaş’ın Kronolojisi Kore 1950-53″ isimli kitaptan bir alıntı:

Van Fleet komutasındaki BM Ordusu geri çekilme emri almıştı. İlk olarak 22 Nisan’da Türk Tugayı’ndan bulunduğu pozisyonu savunması istenmişti. Aynı gün 19:15 saatlerinde düşman Türk mevzilerini ağır topçu ve havan ateşine tabii tutuyordu. Bombardıman aralıksız sürdü. Türk Tugayı’nın sağ kanadını korumakla görevli Amerikan 24.ncü Bölüğü kaçmış olduğu için düşman bu bölgeye hiçbir direnişle karşılaşmadan girmişti. Türk Tugayı’nın 9.ncu Takımı ön ve doğu tarafından sarılmıştı. Takımdaki askerler süngüler ve el bombalarıyla dayanmaya çalışıyorlardı. Bu sırada karargahdaki telsizden orada topçu keşif görevinde olan Teğmen Mehmet Gönenç’in mesajı duyuldu:

“Bulunduğumuz tepeyi düşman ele geçirdi. Çok fazla adam kaybettik. Telsiz operatörümüz şehit oldu. Koordinatları veriyorum, bataryaları ateşleyin.”

Karargahta bulunan telsizdeki iletişim subayı cevap verdi:
“Bulunduğunuz bölgenin koordinatlarını veriyorsunuz!”

Topçu Teğmen Mehmet Gönenç cevap verdi:
“Doğrudur! Esir düşmek istemiyoruz! Bizi onlara teslim etmeyiniz! Bu bizim vasiyetimizdir, Türk ateşiyle şehit olmak istiyoruz! Koordinatları tekrar veriyorum.. Tüm bataryalarımız ateşlensin!”

Bağlantı kesilmişti..

Muhabere Subayı Yzb. Refik Soykut kalbine ok saplanmış bir şekilde, mesajı ulaştırmak üzere karargahın yolunu zor buldu. Karargahda o sıra Amerikan 25.nci Tümenine bağlı olarak görev yapan Tabur Komutanı Yb. Tahsin Kurtay, Emir Subayı Bnb. Ahsen Kaya, İstihbarat Subayı Bnb. Şemsi Eralp ve Muhabere Subayı Alaettin Haydaroğlu bulunmaktaydı.

Subaylar şaşkınlık içerisinde birbirlerine baktılar. Kimse konuşmaya cesaret edemedi. İleri keşif subayı müsait tüm bataryaların ateşiyle vurulmayı istemişti, böyle birşey tüm savaş tarihince ne görülmüş, ne de duyulmuş birşeydi. Zor bir istişareden sonra, cesur Tğm. Mehmet Gönenç’in vasiyetinin yerine getirilmesine karar verilmişti.

Herkesin gözlerinden akan yaşların eşliğinde tüm bataryalar ateşe başlamıştı!

Sadece Türk topçusu değil, tüm Amerikan 25.nci Tümeninin topçuları da verilen koordinatlara doğru ateşe başlamıştı. Toplar gürlemiyor, sanki ağlıyorlardı…

(Tğm. Mehmet Gönenç’in son bulunduğu bölge şu an Yonchun’daki Changsung deresinin olduğu yerdir.)
*****

Kore Savaşı’nda genç bir irtibat subayı olan Anthony Herpert’in “Soldier I” isimli kitabında aktardığı bir anısı..

“Türkler bir bölük büyüklüğündeydi. Bulunduğumuz tepede kendimize bir mevzi oluşturmuştuk ve oturmuş gelecek emirleri bekliyorduk. Ben onların dilini konuşamıyordum, onların gruptan da kimse ingilizce bilmiyordu. Bu şekilde soğuk ve sessiz bir gece geçirdik, ama ertesi sabah etrafımızı Çinlilerle sarılmış olarak bulduk. Orada şu ana kadar hiç savaşta bulunmamış bir bölükle birlikteydim, sarılmıştık ve ben onlarla konuşamıyordum bile.. Onlar için ise bundan daha mutlu bir an olamazdı. Sanki piknik yapıyorlardı. Baktığımız her yön savaş alanıydı. Herhangi bir yöne ateş etseniz bile Çinli öldürebilirdiniz. Ben oturmuş oradan nasıl kurtulabilirim diye düşünürken, onlar bütün sabahı bu şekilde ateş ederek geçirmişlerdi. Güneş yükseldiğinde cephanemiz bitiyordu ve Türkler buna hiç aldırmıyordu! Bir avcı hattı oluşturdular, süngülerini taktılar ve suratlarında bir gülümseme ifadesiyle yüzlerini kuzeye döndüler. Onların döndüğü yöne baktım ve o an gitmek istediğim yerin kesinlikle orası olmadığına karar verdim.

Güneye doğru yönelmiştimki, oluşturdukları hat dönmeye başladı ve ben kendimi tüm Kore Savaşı boyunca gerçekleşmiş olan en başarılı eski-moda süngü hücumunun tam ortasında buldum. Buradan birşey öğrenmiştim. Türkler hiçbir zaman kapana kısılmazlar. Başı dertte olanlar asıl onların etrafını saran insanlardır! Süngülerini kullanmalarını izlerken, sanki ilahi bir gündü. Onlar dervişlerdi. Kendilerine özgü bir stilleri vardı –bizim Benning’de öğrenmediğimiz bir stil. Atılıyorlar, süngüyü düşmanın karnına saplıyor, çeviriyor, sol elleriyle tüfeklerinin tepesinden doğru bastırıyor ve o anda kurbanlarının bağırsaklarını dışarı çıkarıyorlardı. O hücumdan aklımda kalan en net hatıra ise, Tanrı’ya, Birleşmiş Milletlere ya da Türkleri bizimle aynı tarafta savaştıran her kimse, ona şükranlarımı sunduğum andı.”

Herbert daha sonradan, Türk askerleriyle birlikte gösterdiği cesaretten dolayı Türkiye’den de bir madalya almıştır. Kendisi Kore Savaşı’nda en çok madalya alan askerlerden birisi oldu.
*****

Kaynaklar
KoreanWar.com
Türkiye Muharip Gaziler Derneği
Axis History Forum
Tarih Forum

“Unutulan Savaş’ın Kronolojisi Kore 1950-53″
Prof.Dr. Mim Kemal Öke Kasım 1990
“The Korean War”
Matthew B. Ridgway
“Soldier I”
Anthony Herbert